İki Günde Hızlandırılmış Kapadokya Turu

Erken kalkın! En önemli olay bu, tembellik yapmayın ve erken kalkın çünkü mesafeler kimi zaman çok uzun sürüyor, eğer zamanınız kısıtlı ise sabah 9 a kadar kahvaltınızı yapın ve yola çıkın; ne demişler #YolAçıkYolaÇık

İlk Gün Planımız:

Yeraltı Şehirleri: Kapadokya’da gezebileceğiniz çeşitli Yer altı şehirleri var ama en bilindikleri Kaymaklı ve Derinkuyu , her ikisi de aynı güzergahta ve birbirlerine çok yakın. Her ikisinde de Müzekart geçerli, mümkünse tur gruplarının önüne geçin yoksa aşağısı çok kalabalık oluyor. En önemli uyarı: Eğer kapalı, dar ve karanlık yerlerden  hoşlanmıyorsanız, yeraltı şehirleri size uygun değil, aşağıda fenalık geçirirseniz tek çıkışınız var ve inanın aşağıya indikçe yürünecek alan çok daralıyor, bazı bölgelerde hele yukarı çıkan ile aşağı inenler aynı dar koridoru kullanıyor. Sualtına dalan kişiler olmamıza rağmen bizi rahatsız etti ama birazdan bitecek, az kaldı diyerek Derinkuyu’yu tamamladık. Kaymaklı için daha rahat diyorlar, isterseniz onu ziyaret edebilirsiniz. Tarihçelerini her yerden bulabileceğiniz için buraya kopyala-yapıştır yapmaya gerek duymuyorum. Yorumları şuradan okuyabilirsiniz: Tripadvisor 

Derinkuyu’ya giderken yol boyu bize Hasan Dağı eşlik etti, nasıl güzel bir dağ manzarası…

Ihlara Vadisi: Yeraltı şehirlerini gördükten sonra rotayı Ihlara Vadisi’ne çevirin, mümkün olduğu kadar erken yola çıkarsanız Ihlara Vadisine erken varırsınız ve mutlaka Müzekartınız yanınızda olsun yoksa bilet kuyruğu çok oluyor. Aşağıya kadar olan 400 küsur merdiven gözünüzü korkutmasın, mola vere vere iner çıkarsınız:) Vadinin birden fazla girişi var, şayet vaktiniz varsa bir kapısından girip, doğanın güzelliklerini ve binlerce yıldan beri orada olan eski kiliseleri görerek 3.5 km ötedeki diğer kapıdan (Belisırma) çıkabilirsiniz. Vadinin toplamı 14 km, en iyisi ana kapısı olan orta girişten girip, 1-2 km dolaşıp bir kaç kilise görüp (kilise derken çok iyi korunmuş şeyler düşünmeyin, mağaracıklar olarak düşünebilirsiniz) tekrar merdivenlerden yukarı çıkmak; normalde 3-4 saat bile geçirilebilecek bir doğa harikası ama siz de bizim gibi sıkıştırılmış program uyguluyorsanız 1-1.5 saat yeterli olacaktır.

Suyun sesini dinleyerek keyfinize bakın. 400 küsur basamağı geri çıkınca dilerseniz diğer kapıya kadar araba ile devam edebilir ve nehir kıyısına kurulmuş olan minik çardakların birinde bir şeyler yiyip, içebilirsiniz. Açıkcası öyle muhteşem şeyler yemedik ve yediğimiz şeylere karşılık çok fazla ücret ödediğimizi düşünüyorum ama birer kahve içilebilir?

Ihlara Vadisi‘nden sonra isterseniz geldiğiniz yoldan dönebilirsiniz isterseniz Nevşehir tarafına devam edip tam bir bir daire çizerek dönebilirsiniz ki biz öyle yaptık ama son derece zevksiz bir yoldu ve Nevşehir’in şehir merkezi de durmak için hiç cazip gelmedi bize.

Uçhisar: Ihlara dönüşü durağımız Uçhisar oldu, Güvercinlik Vadisi‘ne şöyle bir tepeden bakıp Uçhisar Kale’sine tırmandık, yerel halkın açmış olduğu tezgahları dolaştık ve meyve suyu içip enerji depoladık.

Siz de bizim izlediğimiz bu rotayı uygulayacak olursanız, mesafeler uzun olduğundan 200 km civarında yol yapacağınızı gözönünde bulundurun lütfen.

Uçhisar’a geldiğinizde şarap tadımı yapıp, dilerseniz eviniz için şarap alabilirsiniz. Biz tercihimizi Kocabağ Şarapcılıktan yana kullandık ve eve kargolanmasını istedik; son derece güzel bir şekilde paketlenip eve ulaştı, kesinlikle tavsiye ederim, herkesin damak zevki farklı olduğu için seçimi kendiniz yapmalısınız. Linki buraya bırakıyorum.

Güvercinlik Vadisi içinde yürüyemedik çünkü yol bizi çok yordu ve hava kötüleşti, ilk gün için yeter deyip otele dinlenmeye dönmeden önce Avanos’a da gidelim dedik, Kızılırmak kıyısındaki bu yerleşim yeri çok popüler, her taraf çömlekçi dolu ve hemen hepsi show niteliğinde çömlek yaptırtıyor, hiç ilgimizi çekmediği ve çömlek de almak istemediğimiz için açıkcası fazla gezmedik ama insanlar çok eğleniyor gibiydi. Uçhisar’dan ayrılmadan önce Güvercinlik Vadisini de seyredebileceğimiz teras-cafelerden manzaranın tadını çıkarttık.

Avanos’da ilk gezdiğimiz yer, özel bir müze olan Güray Müze oldu, bir yeraltı şehri içinde tamamen özel çabalarla oluşturulan ve içinde değerli koleksiyonlar bulunan bu müzeyi vaktiniz varsa gezmenizi tavsiye edebilirim. Müzekart geçerli değil.  Detaylı bilgi için buraya tıklayınız.

Avanos’a gelme sebebimiz aslında Sallanan Köprü idi, biz de ona en yakın yere park edip köprü üzerinde bir -iki tur attık, Kızılırmak kıyısında oturup bir şeyler içmek zevkli olabilirdi ama mevsim dolayısı ile çoğu kapalıydı sanırız. Gezebileceğiniz bir de Saç Müzesi ama biz onu da gezmedik, 20 sene önce gezmiş hatta saçımdan bir tutam da bırakmıştım.

İkinci güne kalanlar: 

İkinci gün hep açıkhavada gezilecek yerler kaldığı için gene erken kalktık ve tur otobüsleri akın yapmadan otelimizden 1 km ötede olan Göreme Açıkhava Müzesi’ne gittik, gene Müzekart sayesinde hiç sıra beklemeden çekik gözlü turistlerin önüne geçebildik. Eğer erken gelirseniz (9.45 den önce) girişin hemen karşısındaki otoparkta yer bulma şansınız var, yoksa aşağıda bırakıp yokuş tırmanmanız gerekiyor, biz şanslıydık:) Yazılanlara göre M.S. 4. Yüzyıldan sonra yoğun bir yaşam alanı olmuş ve pek çok kilise yapılmış, en meşhurları ( Karanlık Kilise) biz gittiğimizde restorasyon sebebi ile ziyarete kapalı idi, normalde extra ücretle giriliyormuş. Milyon tane fotoğraf çektirtip onlarca değişik poz veren teyzelerden fırsat bulunca ‘benim neyim eksik?’ deyip ben de şipşak bir fotoğraf çekildim:) Ortadaki fotoda iki Peri Bacası arasındaki Can’ı bulunuz:)

Hızlı bir turla 1 saatte burayı bitirip yolumuza devam ettik, sırada Aşk Vadisi var. Göreme’den Avanos’a doğru giderken Zelve Ayrımına gelmeden solda Aşk Vadisi’ne giden toprak yolu göreceksiniz, korkmayın kötü bir yol değil. Peri bacalarını yoğun olarak seyredebileceğiniz dilerseniz limitli içecek servisi olan minibüs-cafelerden faydalanabileceğiniz tam fotoğraflık bir köşe burası, 10 -15 dakikanızı ayırmanız bile yeterli.

Aşk Vadisi’nden sonra istikamet Zelve Açıkhava Müzesi ve Devrent Vadisi, ikisi de aynı güzergah üzerinde ve aralarında 3-5 dakika mesafe var. Zelve’ye gelmeden önce yol üstünde pek çok peri bacasını bir arada görebilceğiniz, aralarında yürüyüp, tırmanabileceğiniz bir bölüm göreceksiniz, zaten onlarca tur otobüsü ve özel araç nerede durmanız gerektiğini belli ediyor. Ücretsiz olarak gezebileceğiniz, bir şeyler atıştırıp kahve-çay içebileceğiniz bu bölgeyi kaçırmayın.

Açıkcası, Zelve bence Göreme Açıkhava Müzesinden çok çok daha etkileyici, mutlaka sağlam bir ayakkabı ile içinde gezin, görülecek çok muhteşem renkler, peri bacaları, mağaralar var, en az 3-4 km yürüyorsunuz içeride ki bence gene de bitirmek mümkün değil. Biz çok beğendik, kızıl kayalar ve tüneller, peri bacaları, gerçekten görülmesi gereken bir yer ve değeri az biliniyor. Müzekart geçerli.

Zelve’den sonra Ürgüp yoluna devam ederseniz hemen Devrent Vadisine geliyorsunuz. Devrent Vadisi’nin bir diğer adı ‘Hayal Vadisi‘ çünkü baktığınızda peri bacalarını benzeteceğiniz şekiller tamamen sizin hayal gücünüze kalmış. Biz oradayken Amerikalı bir turist grubuna denk geldik ve ‘en iyi grup, senin olmayan gruptur’ mottosu eşliğinde rehberlerini dinledik ve hakikaten onun dediği şekilde dediği peri bacalarına baktığımızda o şekillere benzettik ama şunun bir deve olduğunda hemfikiriz sanırım:

Devrent’ten sonra yol bizi Ürgüp‘e getirdi ama son derece sevimsiz bir yer olarak gözüktü bize, yemek için bile oturmak istemedik, arabayı park edip Ürgüp Müzesi‘ne gittik ama epi topu minnacık bir müze idi, çok da gezmek zaruri diyemeyeceğim. Ürgüp kalesine de tırmanacak gücümüz olmadığından Üç Güzeller i görmek üzere Mustafa Paşa istikametine 1-2 km gittik, hiç merak etmeyin, kalabalıktan kaçırmanız mümkün değil. Bakıp bakıp da ‘neresi Üç Güzeller, bunlar iki tane’ diyebilirsiniz bizim gibi çünkü belli bir açıdan bakmayınca diğerine yaslanan minik peri bacası gözükmüyor, bana Üç Güzeller’den çok çekirdek aile gibi geldi.

Üç Güzellerden sonra listemizde kalan son yer, Ortahisar a doğru yola çıktık. Okuduklarıma göre, güzel havalarda tüm Kapadokya’yı görebileceğiniz biz manzarası varmış ama biz Ortahisar’a vardığımızda hava aniden fırtına ve yağmura dönmeye başladığı için biz kaleye çıkmadık, şöyle bir dolandık ve araba ile aralarda gezindik ki bence kalenin arka bölümleri de bir çeşit açıkhava müzesi gibiydi, sonra Kayseri’ye doğru yola çıktık.

Nereleri Gezmedik?

  • Mustafa Paşa’ya gitmedik, çok ilgimizi çekmedi, belki siz gidersiniz?
  • Asmalı Konak ı gezmedik, bu tip dizi mekanları bize ilginç gelmiyor.
  • Nevşehir’in kuzeyinde, Ürgüp Havaalanı yakınlarında kalan Açık Saray’ı gezecek vaktimiz ve gücümüz olmadı, güzel olduğu söyleniyor.
  • Hava müsait olmadığından ve güneş hep bulut arkasına saklandığından Aydın Kırağı’na çıkıp veya Kızılçukur’a gidip gün batımı seyredemedik.
  • Avanos yolu üzerinde olmasına ve önünden çok geçmemize rağmen Çavuşin Kilisesini gezmedik.

 

Yorumlar