Ekim’de daha da güzelsin Ayvalık…

Ayvalık belki yazları çok güzel, güzel deniz, akşamları denizden hafif hafif esen rüzgar, dondurmacılar, midyeciler, cıvıl cıvıl caddeleri ama şu bir gerçek ki, çok çok kalabalık, hem de çokkkkk…. Genelde Ramazan ayını tercih etmemize rağmen son senelerde Ramazan ayı bile kalabalık oluyor ki, bayramları hiç söylemeyelim… Ama Ekim ayı Ayvalık ve Cunda sokaklarında gezmek, hatta denize girmek için daha güzel bir zaman. Tek problem, çoğu otelin sezonu kapamış olması ve açık olanların da neredeyse sezon fiyatları talep etmeleri..

Ekim’de sahiller size ve emekli yaşlılara ve okula giden çocuğu olmayan ailelere ait, daha ne olsun?

Cunda’ya giderseniz de ister inanın ister inanmayın, Lokma İmparatoru’nda sıra falan beklemeyeceksiniz, hatta belki de size özel lokma dökecekler:) Dondurmacıların ise çoğu kapalı olduğu için ‘hangisinden alsak?’ diye düşünmek zorunda kalmayacaksınız…

Ama Dikili tarafındaki muhteşem koylara gitmek isterseniz o ayrı bir konu, muhtemelen sizden başka kimse olmadığı ve tüm plajlar kapandığı için kendinizi terkedilmişliğin ortasında hissedebilir ve ürkebilirsiniz (Yazar burada cep telefonları da çok çekmediği için kendi kendinizden sorumlusunuz demek istemiş olabilir)

Kalmak için Macaron Mahallesi ya da Cunda tercih edebilirsiniz ama açık otel sayısı çok kısıtlı, bilginiz olsun. Biz ilk gün vardığımız gibi Sarımsaklı Plajı’na gittik çünkü hava çok güzeldi, otel aramakla vakit kaybetmek istemedik ve hafif esintide güneş ışınları bizi ısıtırken bir kaç saat denize girdik.

Sonra istikamet ilk gece için Cunda! Cunda’da kafamda olan bir kaç ‘butik otel’ vardı ama dediğim gibi Ekim sonu olmasına rağmen inanılmaz fiyatlar istediler, ‘normal’ sayılabilecek olan 1-2 tanesi de bizde ‘tek müşteri’ olduğumuz ve dolayısı ile ‘inanılmaz kahvaltı’ denilen şeyi fazla vaat etmediği için Koç Müzesinin sokağından geçerken gördüğümüz ve balkonlarının bize Barcelona’da kaldığımız oteli hatırlatan rengarenk bir otel olan Mor Limon Oteli‘ni seçtik. Çok gönül rahatlığı ile herkese tavsiye ederim, hem çok temiz, hem Cunda’nın aşırı kalabalığından bir nebze uzak hem de merkezi olması, kahvaltı için çok hoş minik bir bahçesi olması, dileyene bizimki gibi sokağa bakan minik balkonlu odası, dileyene de sokağın sesinden uzak, bahçe katı odaları ile çok çok nezih bir yerdi. Kahvaltısı açık ara uzun zamandır yediğim en güzel kahvaltı idi ve aşağıdaki sadece bir bölümü, her şey hem çok çok lezzetli hem de çeşitli idi, ellerine sağlık tekrardan.

Ayvalık  Merkezde ise ilk tercihimiz gene Macaron Konağı idi ama  son anda hemen Migros’un köşesinde kalan Orchis Butik Otel ‘i görüp, koca otelin tek müşterisi olarak kaldık, gayet temiz, koca bir tarihi olan, eski bir sabunhaneden dönüştürülmüş, çok güzel bir oteldi.

En güzeli boş ve fotojenik sokaklarda rahatça gezip, insanların birbirinin dibinde olmadığı restoranlarda rahat rahat oturmaktı… Hepinize tavsiyemdir.

Yemek konusunda da aklımızda olan ve daha önceleri bir şekilde yollarımızın kesişemediği yerleri ziyaret ettik, tabiki aklımızda kalan yerler gene oldu ama Ma’adra Vineyard mesela güneş batışı için istediğimiz bir yerdi ama yer yoktu, öğlen de o güzel havayı dağa çıkarak kaçırmak istemedik.

Paşa Çorba Salonu, hep ismini duyduğumuz ama o sıcaklarda gidecek gücü bulamadığımız bir yerdi bu sefer gidip meşhur işkembesinden ve ot yemeklerinden tattık, bir diğer meşhur tatlıcısı Güler Tatlıhanesi nden yolluk kurabiye ve tatlılarımızı aldık, Ayvalık Şehir Kulübü nde bir akşam gayet lezzetli balık ve mezeler yiyip, oradan da yolun karşı tarafında kalan otelimize hoppp diye gittik:) Cunda’da daha önceden gittiğimiz mekanın el değiştirdiğini gördük ama lezzet gene iyi idi, bu sefer Bay Nihat dememe rağmen niyeyse gene vazgeçtim:)

Peki Ayvalık sokaklarında neler mi gördük? Macaron Mahallesi başka bir dünya gibi, daracık sokaklar, hala eski minik evlerde oturan aileler, sokaklarda dolaşan kedi ve köpekler, sokak aralarında top oynayan çocuklar, kapı önlerinde başörtüleri ve ellerinde örgüleri ile oturup sohbet eden teyzeler dışında bol tasarım dükkanları, antikacılar ve birbirine yakın camiiye dönüştürülen eski kiliseler… Ayvalık Taksiyarhis Kilisesi bunlardan biri (DİKKAT CUNDA’DAKİ FARKLI TAKSİYARHİS). Ayvalık Taksiyarhis Kilisesi, bölgenin ilk kilisesi imiş, şimdilerde Müzekart geçerli minik bir müzeye dönüşmüş durumda, detaylı bilgiyi buradan okuyabilirsiniz.

Öte yandan, az ilerisindeki Çınarlı Camii çok daha gözalıcı, her girdiğimde tavanın renklerine bayılıyorum, keşke kiliseden camiye çevrilmeseymiş ve muhteşem süslemeleri günümüze kadar gelebilseymiş ama 1923 yılında bu kilise de Camiye çevrilmiş ve ismi Agia Iorgi’den etrafındaki çınarlar sebebiyle Çınarlar Camiiye çevrilmiş.

Bir diğer Kiliseden Camiiye dönüştürülen tarihi yapı da 1850 dolaylarında Agai İanni Kilisesi olarak inşa edilip 1928 yılında Camiye çevrilen Saatli Camii.

Bu arada gezerken soluklanıp, bir kahve yanına da Koruk suyu içmek için Şeytan’ın Kahvesi çok güzel bir seçenek olacaktır, giderseniz sadece dışarda oturmayın, kahvenin içini de inceleyin.

Ve gene herkesin methettiği ama bizim tatlı pek sevmememiz nedeniyle oturmadığımız Macaron Muhallebicisi de listenizde olabilir?

Ayvalık Merkez’den çıkarsak, en en güzel güneş batırılacak iki nokta, Şeytan Sofrası ve genelde turistlerin çok bilmediği ama yerlisinin Şeytan Sofrası’ndan daha çok sevdiği Cennet Tepesi . (İlk iki foto Şeytan Sofrası, sonuncu Cennet Tepesi)

Ayvalık’ın yükselen bir diğer köyü ise, Yeniçarohori (Küçükköy). İlk gittiğimde (en az 5-6 sene önce) ‘Burası geleceğin Alaçatı’sı olur, görürsünüz’ demiştim ve tarih beni haklı çıkarmak üzere; her geçen gün, küçücük köy daha da gelişiyor, eski Rum evleri restorasyondan geçiyor, çoğu sanat atölyesi oluyor ve gittikçe orada, uzakta yeni bir ‘fenomen köy’ doğuyor. Gitmişken Boşnak Böreği ve diğer Boşnak yemeklerinden tatmayı unutmayın.

Cunda’nın ara sokaklarında gezinti, Taş Kahve‘de kahve, Lokma İmparatoru ‘ndan lokma, sıra sıra balık lokantalarından birinde keyif, Cunda sahilde yürüyüş, Cunda Taksiyarhis Rahmi M. Koç  Müzesi ‘nde keyifli bir gezinti yazın bunaltıcı sıcakları ve kalabalığı olmadan yapabileceğiniz pek çok şeyden bazıları, tam ruhu dinlendirmelik bir zaman…

Yorumlar