Çocukla Amsterdam Gezi Rehberi

4 Shares

Amsterdam her zaman merak ettiğim ama bir türlü gitmediğim yerlerdendi.

Niye merak ediyordum? Kanalları, meşhur Red Light’ı , Coffeshopları… Zaten gidenlerin çoğu da bunları görmek için gitmiyor mu? Son 2 senede 2 defa gittik ve ilki evet tüm yetişkinlerin gideceği yerleri gördük ama son gidişimizde 8.5 yaşımızdaki oğlumuz –nedense- Hollanda’yı çok görmek istediği için (belki de ilk vizesini oradan aldığımız belki de babasının işi sebebiyle)  onu da götürdük ve doğal olarak küçük bir çocuğa hitap edecek bir gezi planı hazırlamak gerekiyordu. Burada ilk ve ikinci ziyaretlerimizde gördüğümüz, bulduğumuz, keşfettiğimiz, yediğimiz, içtiğimiz  şeyleri paylaşmak istiyorum. Tamamen kendi, kişisel görüşlerim olup, her gezimizde pek çok gezi blogu-yazısı harmanlayıp bunlara kendi eklemelerimizi yaptığımızı hatırlatmak isterim.

Otel seçimi:

Her zaman öncelikle www.booking.com a bakıyoruz; orada kafamızdaki bölgelerdeki otellerin öncelikle misafir yorumları ve puanına bakıyoruz (bu genelde benim görevim). Puanı 7.5-8 in altındaki otelleri çok fazla tercih etmiyoruz gerçi onların müşteri yorumlarına da bakınca kimisi için gayet güzel şeyler yazıldığını görebilirsiniz ama gene de 7.5 ve üstünü tercih etseniz daha isabetli olur. Puan ve yorumlardan sonra fiyat da önemli; açıkcası bizim için önemli olan, güvenilir, temiz olması; çok lüx aramıyoruz hatta sevmiyoruz desem dogru olur.  Bazen booking.com’dan direk rezervasyon yapıyoruz bazen de oradan oteli seçip direk otelle bağlantıya geçiyoruz; direk otelle kontağa geçerseniz %10 gibi bir indirim alabiliyorsunuz genelde.

Otel seçiminizde ne istediğinizi iyi düşünmelisiniz; sakin bir ortam mı yoksa gece hayatının içinde mi olmak istiyorsunuz? Yorumlarda bu tip şeylere dikkat etmelisiniz; bazı otellerde gece hayatının içinde oldukları için sesten 3-4 e kadar uyuyamayabilirsiniz.

Biz Amsterdam’a ilk gittiğimizde Dam Meydanı ve Red Light arasında Radisson Blu ‘da kaldık  biz kaldığımızda bu kadar pahalı değildi. İkinci gidişimizde gene oradan fiyat istedim ama çok fazla geldi açıkçası.

İkinci gidişimizde çocuk da olacağı için oralarda yaşayan tüm tanıdıklar (haritaya bakarsanız şehrin halkalardan oluştuğunu göreceksiniz) bize 4-5. halkalar civarını tavsiye ettiler. Bu seferki aramalarımda Vondelpark’a yakın, ulaşımın da kolay olduğu ve alışveriş ve eğlencenin de merkezi sayılabilecek Leidseplein bölgesine yoğunlaştım ve hem yorumlardan hem de fiyatından dolayı Hotel La Boheme ile kontağa geçtik ve orada kaldık. Otelin kedisi MİMİ seçimimizde tabi ki etkili oldu; Can bayılmıştı kediye ve daha gitmeden Mimi diye sayıklıyordu:)

Otel rezervasyonlarınızı ne kadar önceden yaparsanız o kadar seçenek şansınız olabilir ve unutmayın ki oteller anlaşmalı oldukları satış sitelerine belli sayıda oda teklif ediyorlar ve beğendiğiniz bir otel o sitelerde tükenmiş gözüküyorsa bir de direk otelle kontağa geçmekle hiçbirşey kaybetmezsiniz.

Uçak-Havalanı-Şehir transferi:

Her zaman www.skyscanner.com sitesinden fiyat bakıyoruz; burada bazen şirketlerin kendi sitelerindeki fiyatlardan bile daha ucuza bulabilme şansınız var ama kuralları dikkatle incelemelisiniz; kimi ucuz bulduğunuz biletlerin el bagajı hakkı dışında bagaj hakkı olmayabilir ve siz büyük büyük bavullarla seyahat etmeyi seven birisiyseniz çok daha masraflı olabilir sizin için.

İlk gidişimizde Pegasus Havayolları (www.flypgs.com) ikinci gidişimizde KLM havayollarını kullandık; Sabiha Gökçen’den olan uçuşlarda genelde en az 45 dakika rötar yerken son sefer KLM ile Atatürk Havaalanından tam saatinde kalkış gerçekleştirdik ve KLM in her ne kadar kabin görevlileri orta yaşını geçmiş olsalar da aşırı güleryüzlü ve yardımseverdiler; servis de süperdi. Uçak bileti alırken pek çok şeyi gözönünde tutmak gerekiyor.

Schiphol havaalanı bana çok büyük geliyor her ne kadar daha büyüklerini görmüş olsam da tabelaları çok dikkatli takip etmelisiniz. Gümrükten çıkınca şehir içine ulaşmak için çeşitli seçenekleriniz varsa da en kolayı tren. Unutmayın ki pek çok yöne tren gidiyor, siz Central Station’a gidecek olan trene binmek ve şayet ondan sonra yoluna devam edecekse Central Station’da inmek durumundasınız; pek çok bavullu insan o tarafa gittiği için biraz tabela takibi biraz da içgüdü, şaşırmazsınız sanırım:) Doğru peronda, doğru yerlerde bekleyin yeter.  Şayet uçaktan inince Amsterdam Card alacaksanız trende bu kartı kullanamazsınız; tren için ya gişelerden ya da makinelerden bilet almalısınız; makinelerden almak biraz daha ucuz olmakta. Çocuklara da (yaşına göre tabiki ) bilet almak zorundasınız ; biz tek yön bilete 4.10 Euro vermişiz kişi başı.

UNUTULMAMASI GEREKEN NOKTA: Amsterdam’da neye binerseniz binin, biletinizi hem girişte hem çıkışta okutmak zorundasınız aksi takdirde ceza yiyebilirsiniz.

Central Station’a ulaştıktan sonra sizi ışıl ışıl bir Amsterdam karşılıyor; oteliniz yakınsa ki, aslına bakarsanız heryer yürüme mesefesinde, yürüye yürüye otelinize gidebilir, bu arada çevrenin tadını çıkartabilirsiniz. Ya da otobüs-tram-taksi seçeneklerini değerlendirebilirsiniz. Her iki gidişimiz de akşam saatlerine denk geldiği için Amsterdam merkezi ilk görüşlerim hep ışıl ışıl oluyor:)  İlk gelişimizde kaldığımız otel, DAM meydanına yakın olduğu için istasyondan çıkınca yürüyerek gitmiştik. Her saat insan olduğu ve hayat merkezde daha geç saatlere kadar devam ettiği için otele yerleşince kendimizi dışarı atıp etrafı keşfetmiştik. İkinci gidişimizde oğlumuz olduğu için ve ilk gece eşimin işi dolayısı ile merkezden uzak bir otelde kalacağımız için önce kararsız kaldık ama sonra havaalanından direk otele gidip yerleşip merkeze gelmeye kalkarsak çok zor olacagını düşünüp, elimizde çekçeklerimizle ( sizin için yeni yerler görmekse önemli olan,  zaten minik bir bavul hatta sırt çantası yetebiliyor. Hiçbirzaman bavulunda 10 cm topuklu ayakkabı ve gece elbisesi taşıyan kadınlardan olamadım; yok goretex ayakkabı olsun ayagımdaki, yok üstümdekiler havaya uygun olsun vs derken gitgide minimumla geziyorum) merkezde biraz gezdik; hatta çocukla RED LIGHT DISTRICT gezilir mi diye soranlara diyebilirim ki; ara sokakları hariç, çok da gözünüzde büyütmeyin, kanal boyu yürüyebilirsiniz ama aralara (özellikle bazı aralara) girmeyin:) Şunu unutmamak lazım ki, şayet gündüz gözüyle bu ‘meşhur’ caddeyi gezerseniz, evlerin üst katlarında normal aileler oturduğunu, çocukların sokaklarda top oynadığını görebilirsiniz. Evet, geceleri ortam değişiyor ve pek çok insan sadece o ortamı görmek için geziyor oralarda.  Kanal kenarındaki cafelerde bir sürü Türk göreceksiniz; daha dogrusu gittiğiniz pek çok yerde Türkçe konuşulduğunu göreceksiniz; Amsterdam bizler arasında çok popüler bir şehir.

ULAŞIM:

Önemli bir hatırlatma, şayet ÜBER kullanıcı iseniz aman dikkat, galiba Amsterdam’da şehre yeni gelmiş göçmenler falan kullanılıyor; en azından bize öylesi denk geldi; ilk gece otelimize gitmek için çağırdığımız şoför bizi deli ettiği gibi ödemeyi de almayı beceremedi. ÜBER e konuyu ilettik ama hayırlısı.

Pek çok yer yürüme mesafesinde demiştim; ilk gidişimizde herhangi bir toplu taşıma kullanmadan gezmiştik heryeri ama ikinci gidişte Can da olduğu için toplu taşıma kullanacağımız kesindi. Gitmek istediğimiz yerlerin listesini ve fiyatlarını çıkartınca amsterdam city card almak mantıklı geldi. Verdiğim linkten siz de inceleyebilir, size uygun olanını alabilirsiniz; havaalanından alabileceğiniz gibi şehir içinde de pek çok noktadan alabilirsiniz. Bu kartla pek çok müzeye ücretsiz girip, kanal turu yapabilir, toplu taşımayı (havaalanı treni gibi olanlar hariç) istediğiniz kadar kullanabilirsiniz. Kartı online da alabilirsiniz. Aktif olabilmesi ilk kullanımla gerçekleşiyor; bu nedenle boş yere erkenden aktif hale getirmeyin; en ihtiyaç duyduğunuz an süresi bitmiş olabilir:) I AMSTERDAM  kartın güzel yanlarından biri de müzelerdeki o inanılmaz kuyruklarda beklemek zorunda olmamanız ve size ayrılmış olan sıralara geçmeniz ki inanın çok fark ettiriyor.

Şayet bu kartı almayıp, sadece ulaşım için bir kart alacaksanız onlar için de saatlik kartlar satılıyor; biz Can için kart almadık çünkü pek çok müzede çocuklar ücretsizdi; diğer yerlerde de indirimli idi; sadece ulaşım için 24 saatlik biletlerden aldık; aktif hale getirince 24 saat geçerliydi.

Önemli bir hatırlatma daha: Sadece Amsterdam’da değil, Avrupa’nin hiçbir şehrinde, çocuk da olsa, büyük de olsa BİLETSİZ yolculuk önermiyorum; hiç anlamadan inanılmaz cezalar yiyebilirsiniz; 2 Euroyu kasarken 100 Euro ceza ödemek çok koyar insana…

ÇOCUKLA NERELERİ GEZDİK?

Amsterdam’a hatta pek çok Avrupa şehrine çocukla gidecekseniz çocuğunuza öncelikle oralarda öyle çok oyuncakçı olmadığını, çocukların açık havada, parklarda oynadıklarını, bol bol temiz hava aldıklarını, kapalı oyun alanlarının pek olmadığını söyleyin ki hayal kırıklığı yaşamasın. Can’a bunu önceden söylediğimiz için ona çok enteresan geldi (burada da gerçi açık havada parklara, sahile gidip mümkün mertebe kapalı oyun alanlarından kaçınmamıza rağmen, büyük oyuncak mağazası zincirlerine alışıktı gezip bakmaya) ve hatta dönünce sınıf arkadaşlarına küçük bir fotoğraf demosu eşliğinde yaptıklarını anlatırken de bunu özellikle belirtmiş. Çocuklarımızın ihtiyacı olan aslında böyle parklar, bahçeler ve gerçekten arkadaşlarıyla -orada bile tanışsa- birşeyler oynaması, paylaşması..

Amsterdam’da gezilecek, görülecek yerler hakkında o kadar çok blog yazısı var ki siz de kafanıza uyanlardan kendinize bir liste yapabilirsiniz. Ben bir yere gideceksem önceden bu yerler hakkında önce Türkçe blog yazılarını sonra da yabancı kaynakları inceliyorum; hoşuma giden birkaç Türk gezi yazıları yazan blogger var; özellikle onları takip ediyorum ama o şehre gidince herşey sil baştan, kendi planımızı yapıyoruz hatta plansız gezebiliyoruz. Söylemiş miydim bilmiyorum ama biz bir yere gittiğimizde “TURİST”  olarak değil, mümkün olduğu kadar “YEREL” olarak gezmeyi seviyoruz; tamam, turistik görülmesi gereken yerleri görelim ama sokaklarda kaybolalım, yerel halkın gittiği barlara, restoranlara gidelim, orada yaşıyormuşcasına havasını soluyalım istiyoruz;  sanırım o yüzden kılık kıyafet pek önemli yer tutmuyor seyahatlerimizde…

Amsterdam’da çocukla neler yapılabilir diyorsanız şu linkleri inceleyebilirsiniz:

https://www.iamsterdam.com/en/visiting/what-to-do/families-and-children

https://mylittlenomads.com/amsterdam-with-kids

https://www.lonelyplanet.com/the-netherlands/amsterdam/travel-tips-and-articles/67580

https://travelwithbender.com/travel-blog/netherlands/10-family-friendly-things-do-amsterdam

ve daha pek çokları…

Biz ne yaptık?

VONDELPARK

Çocuğunuzla gidiyorsanız bu bir ‘OLMAZSA OLMAZ’ olmalı; hava nasıl olursa olsun, VONDELPARK her zaman mükemmel. Can’la gittiğimizde ilk gece dediğim gibi eşimin işi sebebiyle merkezden uzak bir otelde kalmıştık, ertesi gün o işe gitti biz Can ile çekçeklerimizle beraber kalacağımız yeni otele gelip eşyaları bıraktık ve kendimizi Vondelpark’a attık; zaten otelimize çok yakındı. Hava serin olmasına rağmen, şansımıza yağmur yoktu; ben bisiklet binmesini bilmediğim için (çok ayıppppp) bisiklet kiralamadık ama Can ile birlikte yürüyüş yaptık, bol bol resim çektik; çok enteresan ağaçlar gördük, oynadık onlarla, tırmandık, çocuk parkı aradık, sora sora parkın tam ortalarında bir CAFE bulduk; hava soğuktu ama Cafe’nin çok hoş bir oyun parkı vardı, Can orada oynarken ve aldığı İngilizce derslerinin hakkını vererek kendine arkadaş bulurken, ben de sıcak kahvemi içtim ve free wi-fi nin tadını çıkardım:) Ertesi gün baba-oğul bisiklet binmek için gittiler; parkın çevresinde pek bisiklet kiralayacak yerler mevcut; biz hemen yan sokağındaki A-BIKE (https://a-bike.eu/ ) dan kiraladık; hatta ben bisiklet bilmediğim için görevli çiftli bisiklet önerdi; ön tarafta eşim idare edecek ben arkada sadece pedal çevirecektim; yapamazsanız geri getirin para iadesi yapar tekli veririm deyince ikimiz için ikili bisiklet, Can için de bir çocuk bisikleti kiralayıp parka gittik. Ve ben hayatımda ilk defa 1 saat keyifle bisiklet kullandım! 1 saat içinde parkı baştan sona 2 tur ancak yapabiliyorsunuz; düşünün büyüklüğünü!

NEMO SCIENCE CENTER

Burası mükemmel bir yer ve sakın 1 saatte çıkabileceğiniz bir müze gibi düşünmeyin; hakkını verebilmek için en az 3 saat gerekiyor, biz son güne bıraktığımız için 2-3 saat kaldık ama kesinlikle tüm gün geçirilebilecek bir yer.( https://www.e-nemo.nl/en/) Çocuklar için olduğu kadar büyükler için de ilginç bir yer; çocuklar pek çok bilimsel olayı deneyimleyerek öğreniyorlar; girdap oluşumu, ışıklar, kuvvet, suyun kaldırma kuvveti, barajların etkisi, gezegenler, kimyasal deneyler(gerçek bir laboratuvar ortamında deneyler), daha büyük gençler için cinsellik, vücut gelişimi, geleceğin dünyası ve makineler, vs vs … İçeride cafesi de mevcut, çıkışta alışveriş yapabilmek için hediyelik eşya bölümü de; sakın gezmeden dönmeyin çocukla gittiyseniz; çocuğunuzun favori mekanı olacaktır. Nemo’ya gidebilmek için en kolay yol, Central Station’a ulaşmak ve karşısındaki otobüs duraklarından 22 veya 48 no’lu otobüse binmek. Dilerseniz yürüyebilirsiniz de; zaten görüyorsunuz, kocaman yeşil bir bina ama 20-25 dakika sürebilir? Ve gezerken diyeceksiniz ki ‘neden bizim ülkemizde de böyle bir şey yapılacağına AVM lerde çocuk oyun alanları açılıp duruyor?’

HOLLANDA DENİZCİLİK MÜZESİ (DUTCH NAUTICAL MUSEUM)

Çocuklar için en ilginç yanı, önünde demirli olan koskocaman ahşap kraliyet gemisi! Hem de NEMO ile karşılıklı; ikisini aynı gün ziyaret edebilirsiniz. Biz zaman kısıtlı olduğu ve yorgun olduğumuz için müzenin her tarafını gezmedik; önce giriş katında bir canlandırmaya denk geldik, saati tuttu ve ona girdik; oda oda gezerek denizcilik tarihini ve önemli kişileri anlatan bir projeksiyon gösterisi gibiydi; aman dikkat ilk odada oturduğunuz taburelerde kürek çekme alıştırması yaparken dikkat, sizi bir sürpriz bekliyor olabilir:) Demedi demeyin!

amsterdam denizcilik müzesi

Sonra da büyük gemiyi gezdik; çocuklar için gerçekten hoş, birebir aynısını yapmışlar ve bir geminin her bölümünü gezebiliyorsunuz. Müzenin geri kalanını gezemedik, vaktiniz varsa siz gezebilirsiniz. Biz buradan çıkıp 10 dakika yürüyüp NEMO’ya gittik. Ulaşım, NEMO ile aynı; ikisi için de aynı otobüse biniyor ve aynı durakta iniyorsunuz. (https://www.hetscheepvaartmuseum.nl/)

ARTIS ZOO (HAYVANAT BAHÇESİ)

Yanınızda bir çocuk yoksa tabi ki burayı es geçebilirsiniz ama bir çocukla gidiyorsanız, mutlaka ziyaret etmelisiniz. (https://www.artis.nl/nl/language/visitors-information/) . Bu hayvanat bahçesi, 1838 de kurulmuş ve Hollanda’nın ilk hayvanat bahçesi. Büyük bir hayvanat bahçesi ve mümkün olduğu kadar doğal ortam yaratılmaya çalışılmış. Hakkıyla gezebilmek için en az 3 saat gerekiyor; hele ki hava müsaitse gayet zevkli bir gün olacaktır. Çocuklar kadar büyükler de bayılıyor; arada çocuk parkları da var içinde . Bir tanesi AKVARYUM girişinde, dinozorlar şeklinde minik bir park, diğeri ise aslanlarla filler arasındaki arka bölümde; hatta siz oradaki organik ürünlerin de satıldığı kafede sıcak ya da soğuk birşeyler içerken çocuğunuz da parkta çok güzel vakit geçirebilir. Bu arada park girişinde ücretsiz dağıtılan broşürlerden almayı unutmayın; hayvanların beslenme ya da gösteri saatleri ile ilgili bilgiler mevcut; biz fokların gösterisine denk geldik ve gerçekten çok eğlendik. Akvaryum bölümü başlı başına 3 katlı bir bina ve gerçekten büyük; biz bir bölümünü gezdik ve yorgunluktan bir bölümünü es geçtik. ‘Nasıl gideriz?’ diye sorarsanız, Central Station’dan TRAM 9 veya Dam’dan TRAM 14. En yakın metro istasyonu ise Waterlooplein. Hayvanat bahçesine gitmişken hemen girişin yanındaki Micropia (mikroskopik minik hayatlar hakkında bir müze) ya da uğrayabilirsiniz hatta kombine bilet alabilirsiniz; I amsterdam kartınız varsa bilet kuyruğuna girip, kartınızı gösteriyorsunuz ve size ücretsiz giriş kartı veriyorlar.

KANAL GEZİSİ

Biz genelde bu tip gezilere katılmıyoruz; yürüyerek dolaştığımız için her yeri ama Can için değişik olacağını düşündüğümüzden ve bedava bilet hakkımız olduğundan Leidsplein’den kalkan Blue Boat Company  yi seçtik; kalkış yeri otelimize 3-4 dakikalık mesafedeydi ve ilk sefer (sanırım 10 idi) ona yetiştik; böylece boş ve rahat bir şekilde yaklaşık 1.5 saatlik kanal gezimize başladık. Binerken herkese audio rehber veriyorlar dinlemek isterseniz ya da sadece etrafa göz atabilirsiniz. Çocuklara binerken ‘çocuk paketi’ gibi bir şey veriyorlar; dilerlerse boyama yapıp, çeşitli oyunlarla vakit geçirebiliyorlar. Eğer hava güzelse arka taraftaki açık yerde de oturabilirsiniz. Kanal gezisi sırasında belli başlı yerleri gösteriyorlar, Anne Frank’in evi gibi, sonra açık denize çıkıyor ve Nemo’nun oradan tekrar iç kanallara giriyor ve bindiğiniz yerde sizi indiriyor. Çok yorulduğunuz bir güne bırakırsanız 1.5 saat dinlenmek için iyi bir fırsat olabilir:) Bir de bu kanal turlarının içkili, yemekli ‘mehtap turu’ gibi olanları var, daha küçük teknelerle ama bu sefer Can olduğu için pas geçtik; kısmetse bir dahaki sefere…

Van Gogh Müzesi

Bu müzeyi ikinci gezişimiz; bu sefer özellikle Can için gezdik. Gene sabah erken giderseniz tüm müzelerde daha rahat edersiniz, özellikle öğleden sonraları çok uzun kuyruklar olabiliyor. Müzelerin çoğu Museum District  denilen Müzeler Bölgesinde bulunuyor; buraya yürüyerek de gelebileceğiniz gibi otobüs ya da Tram ile de gelebilirsiniz. Vondelpark’a yaklaşık 600-700 metre mesafede bulunuyor. Şayet ‘city card’ almadıysanız tavsiyem, kesinlikle internetten önceden bilet almanız aksi takdirde uzun kuyruklar beklemek zorunda kalırsınız. Müzelerin hepsi çok büyük, günde kaç müze gezebilirsiniz bilemiyorum ama biz bu sefer sadece Van Gogh Müzesine gittik; Rijksmuseum   ,  Stedelijk Museum  , Royal Concertgebouw  gezemedik. ‘The Museum Quarter’ olarak da adlandırılan bu bölge o meşhur ‘ I AMSTERDAM ‘ harflerinin olduğu bölge; kocaman bir alan ve bir sürü park var, hava güzelse ve vaktiniz varsa çocuklarınız o güzelim parkta oynasınlar; yok bizim gibi vaktiniz kısıtlıysa o zaman o kocaman harflerle meşhur pozları verip bol bol fotoğraf çektirin:)

ÇİÇEK PAZARI (FLOWER MARKET)

(https://www.iamsterdam.com/en/visiting/what-to-do/shopping/amsterdam-markets/flower-market )

Burayı her gezişte kendimden geçiyor ve sadece 1-2 hediyelik magnet ve lale soğanı alarak kendimi zor frenliyorum; bıraksam kendimi sanki bahçem varmışcasına bir sürü çiçek ve tohum alırım 🙂 Burası, kanal boyunca uzanan, tam Dam ile Leidsplein  arasında bir çiçek ve hediyelik eşya dükkanlarının olduğu bir pazar. Rengarenk çiçekler, çeşitli soğanlar, küçük kafeler, kaliteli peynirler satan dükkanlar ve hediyelik eşyalar satan dükkanları ile gayet canlı ve kalabalık bir açık hava pazarı. Dikkat etmeniz gereken nokta, kapalı olduğu gün ve saatler çünkü erken kapanıyor ve bazı günler tamamen kapalı.

Aaaaaaa, unutmadan hatırlatayım; Çiçek pazarının girişinde, Tram durağının arkasında Albert Heijn diye bir market var, hoş pek çok yerde var; bir efsaneeeee! Benim gibi Market manyağı bir insan için efsane, aradığınız her türlü yiyecek-içecek bulunuyor, tek dezavantajı KREDİ KARTI geçmiyor! Ama yılmayın, en az 50 Euroyu bırakır çıkarsınız; alkollü içecekler ve peynirler çok uygun, şarküteri de; hatta isterseniz dışarda yemek yerine buradan alıp yiyebilirsiniz? Bir hatırlatma daha, genelde pek çok Avrupa kentinde poşetler paralı; o yüzden çoğu insan kendi çantasını getiriyor alışveriş için.

BİSİKLET TAKSİ İLE DOLAŞMAK

Çok elzem bir şey değil ama eğlenceli; biz de bir akşam Can yoruldu diye iki meydan arası hadi tutalım dedik, Can arada biraz sıkıştı gerçi ve müthiş İngilizcesi ile ‘Slow pleaseeee’ deyip bizi gülmekten öldürdü ve ‘bir daha asla binmemmmm’ dedi (ama bizce binerdi). Bisikleti kullanan kişinin o kalabalık ortamlarda ve arkada 2 büyük 1 çocuk otururken, onların ağırlığı ile o bisikleti nasıl o kadar hızlı kullanabildiğine şaşıp kalacaksınız. Biz 10 Euro verdik, çok uzun bir mesafe değildi, yaklaşık 7-8 dakika sürdü yolculuk.

cekcek

MEYDANLARDA DOLAŞMAK

Herhalde yapılacak en güzel şey, sokaklarda aylak aylak gezmek, beğendiğiniz cafede oturup birşeyler içmek ya da yemek. En çok vakit geçirdiğimiz meydanlar, otelimizin olduğu Leidseplein , Rembrandtplein  ve Dam Square  . Dönüp dolaşıp buralara geliyorsunuz zaten. Dam Meydanı gayet geniş bir alan, çevresinde kafeler ve restoranlar var ama fiyatlar diğer meydanlara göre daha yüksek gibi ve açıkçası Rembrandtplein ya da Leidseplein deki bir sokak kafesinde aldığınız tadı alamıyorsunuz. Şanslıysanız bu meydanlardaki sokak sanatçılarının şovlarına denk gelebilirsiniz; biz ilk gittiğimizde Dam meydanında zincirlerinden kurtulan bir sihirbaza (gerçekten çok başarılıydı) denk gelmiştik. Zaten sokakta Breakdance yapan -genç demeye dilim varmıyor; orta yaşlıydı çoğu- dansçılara rastlamak çok olağan.

Bütün bunları 2 gece, 3 günde yaptık biz; Can yorulmasın diye (bir de bizim Barselona dönüşümüzden bir gün sonra olduğu için biz de yorgunduk) çok hızlı bir program olmadı; daha gezilecek, gidilecek, yenecek çok şey vardı onlara vakit kalmadı…

Neler yedik, neleri sevdik, sevmedik, başka neler yapılır, nerelere gidilir devamı var…  Çocukla genel olarak bunları yaptık; bir de çocuksuz gittiğimiz yerler var, onları da anlatacağım; sonuçta bu yazılar öncelikle kendim için birer anektod 🙂

4 Shares

Yorumlar