Bozcaada: Yeldeğirmeni değil ama Rüzgar Güllerinin Adası

Bozcaada yanıbaşımızda sayılmasına rağmen hep ‘gidilmek istenen ama hep yerine alternatif bulunan’ bir yer olmuştu benim için. Ta ki bu seneye kadar, bayram tatili ile birleşen bir haftalık daha tatil olunca evde oturmak yerine yola çıkalım diye düşündüğümüzde iki seçeneğimiz vardı, ya Datça’ya inmek ve özlediğimiz sulara kavuşmak ya da daha kısa mesafeler katedeceğimiz ve Foça’dan başlayarak kuzeye çıkacağımız bir rota, ve kısa mesafelerle İstanbul’a yaklaşmak cazip gelince rotamızın son durağı olarak Bozcaada’yı belirledim, bence iyi de yapmışım:)

İlk uyarı: Bozcaada ucuz bir yer değil, hele ki konaklama açısından Gökçeada ile karşılaştırıldığında onun neredeyse iki katı ayırmanız gerektiğini bilmelisiniz. Yemek konusu kişiye göre değişir, Bozcaada daha çok mekana sahip ve daha lüks olduğu için daha pahalı gibi gözükse de çok uyguna yemek olayını kotarabileceğiniz yerler de mevcut.

Bozcaada’ya gidecekseniz öncelikle kalacak yer ayarlamak önemli, ‘gideyim, nasılsa bulurum’ düşüncesi ile yola çıkmak, hele ki yoğun dönemde, çok riskli olabilir. Tüm okuduğum yazılarda Bozcaada’nın iki önemli mahallesi olduğunu görmüştüm ve hemen hemen tüm konaklama bu iki mahallede yoğunlaşıyor; Türk Mahallesi ve Rum Mahallesi. Sanki birbirinden çok uzak gibi görünse de aslında limanın iki ucu ve yürüyerek adanın bir ucundan diğer ucuna 10 dakikada gittiğinizi düşünürseniz birbirlerine ne kadar yakın olduğunu anlayabilirsiniz. Benim hem Gökçeada hem de Bozcaada için kullandığım rehber : Bozcaadarehberi.com  . Bu rehberden gözüme kestirdiğim bazı otel ve pansiyonlar vardı, son dakika gitmeye karar verince sağolsun tanıdıkların tanıdıkları da yerler önerdi ve en sonunda ilk gözüme kestirdiğim Ergin Pansiyon da karar kıldım. Ergin Pansiyon (adının Pansiyon olduğuna bakmayın, son derece butik otel kıvamında bir işletme idi) Rum Mahallesi’nde bir kaç binadan oluşan bir işletme ve bize tahsis edilen oda, ana binasının olduğu sokağın ucundaki evdeydi ve mükemmel bir teras ve odadan deniz manzarası var idi.

Ergin Pansiyon’un terasından güneşin doğuşu ve yan tarafta Bozcaada Kalesi :

 

Odamızdan ve pansiyonun bulunduğu sokaktan görüntüler:

Merkez dışındaki otel ve bağ evlerinde de kalma olanağı var, zaten küçük bir ada olduğu için her yer maksimum 10-15 dakika sürüyor ama merkezde bulunmanın avantajı, arabanızı akşamları kullanmamak çünkü çok büyük bir otopark problemi var, hemen hemen herkes belediyenin ücretsiz tahsis ettiği belli noktalardaki otoparklara bırakıyor arabalarını.

Bozcaada Plajları:

Burası bir ada olduğu için sonuçta dört tarafı denizle çevrili ve mantıken her noktasından denize giriliyor olmalı ama özellikle bizim gibi turistik amaçlı gelmiş olan tatilcilerin gittiği ve daha ‘organize sayılabilecek’ belli başlı noktalar var plaj olarak. Bunların dışındaki yerlere ya iyi bir yürüyüş, tırmanış ya da çok kötü yollara arabanızı sokarak gidebilirsiniz, bir de rüzgarın durumuna göre hangi plaja gitmeniz gerektiğini zaten anlayabilirsiniz. Ada merkezinde de denize giriliyor, biri hemen kalenin arkasında, Rum Mahallesinin arkası ve odamızdan gözüken Salhane ile kale arasında kalan ARKA DENİZ diğeri de hemen kalenin ön tarafındaki, feribotun da yanaştığı Yat Limanı bölgesi.

Bizim gittiğimiz dönemde o kadar çok rüzgar vardı ki ana karadan esen, Arka Denizde değil denize girmeye cesaret etmek, yürümek bile çok acı verici idi, rüzgar ilk gün kamçı gibiydi ve çok dalgalı olduğu için deniz kudurmuş gibi alt üst olmuştu. Yat Limanındaki plajlar ise çay bahçelerinin koyduğu sandalyeler ve minderlerle kısa süre geçirmek isteyenler için uygun bence , çocuklu aileler için uygun değil çünkü merdivenle inilen ve deniz kestaneleri ile dolu bir denizdi, temiz idi fakat ben bile sabah yürüyüşlerim sırasında girmek istemedim, düşünün ki benim için yüzümü denizde yıkamak bir tatil ritüelidir. Adada o kadar muhteşem deniz varken oradan girmek bana adaya hakaret gibi geldi…

(Kaleyi gören ilk foto, Arka Deniz, diğer iki foto Yat Limanı Plajı)

Gelelim popüler plajlara, öncelikle en sevdiğimizle başlamak istiyorum, bir daha gitsem herhalde diğerleri ile çok fazla zaman kaybetmez ve hep oraya giderdim: Habbele Plajı . Habbele Plajı’na kalenin oradan minibüsler de kalkıyor, yani arabanız olmasa da ulaşımı sağlayabilirsiniz ama dolmuşlar belli saatlerde buna dikkat etmek gerekiyor. Habbele Plajı’nda hem halk plajı hem de ücretli bir plaj var, biz ücretsiz olan bölümde oturduk, böylece denize hem daha da yakın olabiliyorsunuz.

Bozcaadaya deniz için gelecekler ve arabası olanlar için en önemli uyarı sanırım, arabanızda sağlam bir şemsiye, oturmak için örtü ya da sandalye ve içecekleriniz için mümkünse küçük de olsa bir soğutucu bulundurun olacaktır.

Habbele Plajı, bizim adada üst üste iki gün gittiğimiz tek plaj oldu. Hem aşırı kalabalık olmayışı, hem denizin temizliği hem de aşırı rüzgar almaması ile gönül tahtımızın tepesinde yer aldı. Ücretli olan tarafta yiyecek-içecek var ama gene de bu plaja gidecekseniz yanınızda mutlaka yeterli yiyecek ve içecek götürmelisiniz. Kolay kolay derinleşmeyen denizi ile tam çocuklu aileler için ideal bir plaj Habbele.

Habbele Plajına gittiğimizde hemen arkasındaki küçük bir bağda üzüm hasadına denk geldik ve izin isteyerek Cancan ile birlikte bağın içinde biraz gezindik ve yaşlı bir amca bize yeni kesilen üzümlerden ikram etti, nasıl güzel, nasıl tatlı idi anlatamam.

En popüler ve belki de en kalabalık plajlardan biri, adaya gelen herkesin ‘gitmezse olmaz’ı Ayazma Plajı adada ziyaret ettiğimiz diğer bir plajdı. En Popüler ve ulaşımı da en kolay, en kısa olan ve pek çok tesis barındıran bir plaj olduğu için çok kalabalık; şemsiye ve şezlong da kiralanan bölümleri mevcut, tabiki erken gidip yer bulabilirseniz . Otopark açıkcası büyük problem olabiliyor, çok kalabalık olduğu için bazen çok uzağa park etmeniz gerekiyor ya da büfelerin yanlarında yer alan kimi ücretli otoparklara bırakacaksınız.

Ayazma Plajı, herhalde sakin bir zamanda çok çok daha güzeldir, aşırı kalabalıkta bile güzel olduğuna göre… Plajda aç kalır mıyız diye düşünmenize gerek yok, adanın en iyi restoranlarından biri olan Vahit’in Yeri de burada; biz tok olduğumuz için muhteşem gözüken mezelerin tadına bakamadık ama belki siz değerlendirirsiniz. Çevredeki tek restoran-büfe, burası değil tabiki, 3-4 tane daha var ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz. Ayrıca, bozuk para ile çalışan duşlar ve soyunma kabinleri de mevcut. Son ve çok önemli bir uyarı da merkezden dolmuş ile gelecekler için, akşam saatlerinde inanılmaz yoğun bir kuyruk oluyor, zamanınızı buna göre ayarlamanızı tavsiye ederim.

Ayazma Plajı’nın az ilerisinde ise Sulubahçe var; biz gitmedik ama Habbele ile Ayazma’nın tam ortasında kaldığı için yoldan gördük, Ayazma’ya göre daha sakin bir plaj ve genelde çevredeki sitelerde oturanların tercihi imiş, tesis yok; gidecekseniz bunu göz önüne alıp, hazırlıklı gitmeniz gerekiyor, dolmuşla gidecekseniz de sizi yolun başında indiriyor, aşağıya doğru 5-10 dakika kadar yürümeniz gerekiyor sanırım.

Bir başka popüler plaj ise Akvaryum Koyu (Mermer Burnu), adayı keşfettiğimiz bir gün Tuzburnu diye çıkıp Akvaryum Koyu’nda durakladık ama yanlış zamanda gelmişiz, öğleden sonra geldiğimiz için son derece kalabalık ve doğal olarak su da bulanıktı, açıkcası burayı AKVARYUM koyu olarak tanımlayıp, muhteşem deniz altı güzellikleri var diyenler ya başka yerler görmemişler ya da kalabalıkların olmadığı ve denizin kendi halinde olduğu zamanlarda gelmişler demektir. Biz dipdibe oturulmak zorunda kalınan bu plajda, denizden de zevk almadığımız için maksimum 1 saat kalıp kalktık. Buraya, yazılanlara göre dolmuş, günde 1 kere geliyormuş ama gene de güncel bilgileri öğrenmek iyi olur.

Üst taraftaki ilk foto, Akvaryum Koyu’nun genel görünümü, ikinci foto, muhtemelen arabanızı bırakıp yürüyeceğiniz (arabanızın altı alçaksa pek denemenizi önermem, zaten Özel Mülktür yazıyor girişte ama gene de araba ile aşağı inenler vardı) yolun  Akvaryum Koyu ve onu yanındaki koydan ayıran Mermer Burnunu gösteriyor, fotoda ince burnun solu Akvaryum Koyu, sağı ise bomboş bir koy. Son fotoğraf ise bomboş koyun denizi.

Bir başka beğendiğimiz koy ise Beylik Koyu idi, biz gittiğimizde bu koyda karaya oturan ve çeşitli yorumlara sebep olan gemi kaldırılmıştı ama internette şöyle fotoğraflarını buldum:

Beylik Koyu, bakir ama güzel koylardan biri, hele ki biz erken (11-12 gibi) gittiğimiz için bomboş bile sayılırdı, koyun bir ucunda kamp yapanlar vardı diğer ucunda ise biz dahil 2-3 aile .. Tek dezavantajı, gittiğimiz gün çok rüzgar aldığı için şemsiye bile açamamamız idi. Bozcaada denizi konusunda beni rahatsız eden bir şey -belki de tanımadığım bir deniz olmasından ötürü- denizin derinleştiği noktalara çok gitmemek idi çünkü biliyorsunuz ki açık denizdesiniz ve ileride koca koca tankerler bekliyor ve akıntıya dikkat etmezseniz bir anda sahile dönmek zor ve yorucu gelebilir. Beylik Koyu’nda tesis yok, iniş yolu diğerleri gibi kötü ve toprak ama Akvaryum Koyu kadar değil, bir tane tuvalet/soyunma kutusu (evet mavi bir kutu) vardı ama açıkcası bakmadık bile.

Bunlar, bizim deneyimlediğimiz plajlardı, bir de ‘geleneksel’ araba ile adayı tanıma turumuzda gördüğümüz, isimsiz, yolları olmayan, kimi yerde reef görüntülü muhteşem gizli ve sakin yerler vardı ki asıl onları deneyimlemek lazımdı sanırım.

Denize girilecek diğer yerler konusunda siz de buradan bilgi alabilirsiniz; unutmayalım, yerlisi her zaman daha iyi bilir.

Devamı? Tabi ki gelecek, daha adanın aşık olduğum sokak resimleri var sırada…

Yorumlar