New York, New York… Amerikan Rüyası?

New York,  ‘Amerikan Rüyası’nın başladığı yer mi? Gerçekten bir ‘Amerikan Rüyası’ var mı? Var-yok bilemem ama şimdiye kadar gezdiğim, gördüğüm yerler arasında ‘yaşamak’ için çok da ılımlı bakmadığım bir yer olarak kişisel tarihimde yer alacak New York; belki de mevsim itibari ile sıcak ve aşırı yağmurlara denk gelmemiz buna sebep olmuştur ama Amerika’yı bu ikinci ziyaretimde de bende ‘Avrupa’ gibi bir hava yaratmadı, belki de tarih az ve teknoloji ve tüketim çok fazla diye… Neyse geçelim bunları ve New York’a ‘turist’ olarak gidiyorsan ‘görmeden dönersen taş olursun’ şeklinde tabir edilen yerlere bakalım. Dediğim gibi biz uzun kalmamıza rağmen her gün New York içine gidip gezmedik, tam bir ‘yerlisi’ gibi gezince eminim ki çok çok daha başka yerler de bu listeye eklenecektir ama ulaşım, kalabalık, sıcak, yağmur, güvenli hissetme ve yorgunluk ve aile ile beraber vakit geçirme ihtiyacı bizi kısıtladı.

Amerika hakkında sevdiğim şeylerin başında, kimsenin kimseyi yaptığı işle yargılamaması geldi, evet insanlar çok çok çok çalışıyorlar ama her yaş grubu yapacak bir şey buluyor, sen 50 olmuşsun otur aşağı denmiyor. Bir diğer güzel yan da siz yolda nereye gideceğinizi anlamaya çalışırken yolunu değiştirip gelip size yardımcı olmaya çalışan insanlar var, bir iki defa bize denk geldi. Bir diğer güzellik de herşey kurallara uygun, anında cezayı yiyorsunuz dolayısı ile bizim ülkemizdeki gibi kafana göre iş yapamıyorsun (bu tam benlik, ben çok rahat ederim orada). Kötü olan taraf da arabasız -eğer New York merkezde yaşamıyorsan- bir hiçsin! işe bile almıyorlarmış çünkü merkez hariç toplu taşıma çok kötü, eski ve kirli otobüsler, az sayıda sefer, vs vs..

New York Top 10 (ya da kaçsa ):)

Central Park : Görmeden dönen, gidip de ağaçların altında yayılmadan gelen taş olur, benden söylemesi. Sanırım en güzel yerdi, düşünün ki şehrin merkezinde devasa bir park var, içinde göller, göletler, köprüler, kuğular, kayıklar, heykeller hatta hayvanat bahçesi bile var. Parkın çevresi New York’un en pahalı semtlerinden biri ve en güzel müzeler de parkın iki tarafında yer almakta.

Central Park, tüm Amerikan dizi ve filmlerini sevenlerin mutlaka aşina olduğu bir yer, genelde hava kararınca hep kötü şeyler olur filmlerde ama gündüzleri muhteşemdi, New York’ta en çok vakit geçirdiğimiz ve defalarca gittiğimiz yer oldu. Central Park ile ilgili bilgileri, parkın resmi internet sitesinden bulabilirsiniz. Özellikle bu linkteki görülecek yerler listesine göz atmanızı tavsiye ediyorum. Nasıl mı gidilir? İnsanları takip edin yeter, şehrin göbeğindesiniz. Biz, 5th Avenue tarafındaki ana girişten girdik ve park o kadar büyük ki, Kuzey bölümüne hiç gidemedik, tüm parkı gezmek istiyorsanız en az bir tam gününüzü ayırmanız gerekir. Sheep Meadow ve Great Lawn, en popüler piknik alanları, Balto (kahraman köpek) ve Alice in Wonderland heykelleri de içinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden.

Central Park Zoo: Eğer çocuğunuz varsa ve Madagaskar Penguenleri çizgi filmlerini izlediyseniz, işte o meşhur hayvanat bahçesi burası! Hani hayvanların her saat başı müzik eşliğinde döndüğü ikonik kapısı olan park! Gidilmesi gerekli mi? Bizce New York’ta ‘görmek gerek, çok klasik, aklımızda kalmasın’ dediğimiz bir yer olduğu için görülmeli. Aldığınız biletle hem Hayvanat Bahçesine hem de gene Central Park içindeki, biraz ilerideki Çocuk Hayvanat Bahçesi’ne girebiliyorsunuz.

Hayvanat bahçesi çok aşırı büyük değil ama şehrin ortasında bir yer olmasına rağmen gayet yeterli ve çok fazla çeşit görebilirsiniz. O sıcakta nasıl idare ediyorlar bilemiyorum ama Kar Kaplanı bile vardı.

Hayvanat bahçesi ile ilgili detaylı bilgileri buradan bulabilirsiniz. Daha büyük ve çeşitli deneyimlerin olduğu bir hayvanat bahçesi gezmek isterseniz de doğru adres Bronx Zoo olacaktır.

Metropolitan Museum of Art (The MET) : Dünyanın en iyi müzelerinden biri olan ve kısaca The MET diye anılan ve ana sitesinde de belirtildiği gibi sanatın 5000 yıllık geçmişini görebileceğiniz bu müzeye bence biz gereken zamanı ve özeni veremedik, aslında hakettiği süre belki de en az 3-4 saat olmasına rağmen biz çok hızlı bir turla ve rehberde belirlediğimiz ve görmek istediğimiz koleksiyonları görerek 1-2 saatte tamamladık. Aslında girişte 25 Dolar gibi bir giriş ücreti isteniyor ama bu zorunlu değil, bağış yapmak yeterli. Siz de bizim gibi saf saf gidip turist olduğunuzu belli edip de bağış yapmak isterseniz sizden giriş ücreti istiyorlar. Öyle olunca da bağış da yapmayıp direk içeri giriyorsunuz (mecburen… Sen kaybettin New York, halbuki bağış yapacaktık!) Bazı müzelerin belirli günlerde geç kapanması ya da ücretsiz olması mümkün ya da kapalı olması o yüzden gitmeden önce internet sitesinden incelemekde fayda var. Buradan inceleyelebilirsiniz.  The MET in New York içerisinde üç ayrı binası ve koleksiyonları var, biz gittiğimizde bir tanesi renovasyonda olduğu için kapalıydı ama en en meşhuru ve büyüğü zaten The Central Park yanında olanı, The Met Fifth Avenue . Mutlaka gidilmesi gerekiyor.

Amerikan Doğa Tarih Müzesi  (American Museum of Natural History Museum) : New York’ta gezdiğimiz her nokta, Amerikan filmlerinin doğal stüdyosu gibiydi, Doğal Tarih Müzesi de bunlardan biriydi. ‘Müzede Bir Gece’ filmi bunlardan en çok aklımızda kalanı ve müze de belki de gezdiğimiz en büyük Doğal Tarih Müzesi idi. Yüzellinci yılını kutlayan bu müzeye de giriş gene ‘ÜCRETLİ’ yazmasına rağmen bağışla olmakta ya da saat 4 den sonra ücretsiz.

Müzenin kocaman olduğunu sakın unutmayın, koştura koştura gezmek zorunda kalırsınız. Müze, The Central Park’ın üst ucunda yer almakta, ulaşım için sitesinden de görebileceğiniz seçenekleri uygulayabileceğiniz gibi, Central Park içinden geze geze, dinlene dinlene de ulaşabilirsiniz. Müze detaylarını bulabileceğiniz sitesinin linki burada.

Times Square : Filmlerde gördüğünüz, dünyanın en önemli haberlerinin sunulduğu dev ekranlar var ya , işte oradasınız şu an! Hayalinizde nasıl canlandırıyorsunuz bilemiyorum ama bizim Times Square ile ilk karşılaşmamız New York’un son 10-15 yılda ilk defa gördüğü ve tüm New York’u karanlığa boğan, kendimizi ‘CSI: New York’ izliyormuş gibi hissettiğimiz, her taraftan polis ve itfaiye araçlarının çala çala gittiği, yolların kesildiği ve insanların asansörlerde, binalarda mahsur kaldığı çok büyük bir ‘blackout/elektrik kesintisi’ ile oldu. Dolayısı ile ışıl ışıl bir meydan yerine ekranların yarısının çalışmadığı bir Times Square akşamı ile karşılaştık, tabiki bunu saymayıp başka akşam gene geldik:)

Times Square denen bölümün en can alıcı noktasında pek çok çizgi film/dizi karakteri gibi giyinmiş kişilerle fotoğraf çektirtebilir, meşhur merdivenlerinde oturup ekranları seyredebilir ya da çevredeki çok büyük mağaza ya da restoranlarda vakit geçirebilirsiniz. Şayet bu noktadan sonra sigara ve içki tüketmek yasaktır!’ uyarılarını görürseniz şaşırmayın ve ciddiye alın, unutmayın ki dünyanın en önemli meydanı polis kaynıyor, turist bütçenize büyük bir para cezası girmesin!

Times Square de iseniz ve New York’a gelmişken mutlaka bir Broadway Showu seyretmem gerekiyor diyorsanız meydandaki meşhur TKST gişelerinden indirimli bilet alabilirsiniz. Broadway’de bir show izlemeden dönmek acı oldu ama gerçekten istediğimiz şeylere ya bilet yoktu ya da kişi başı 80-90 dolar idi.

Times Square‘deyken görebileceğiniz, ziyaret edebileceğiniz diğer yer ve kişiler : The Naked Cowboy (https://www.nakedcowboy.com/) , NBA Store , Toy’r’Us , Madame Tussauds (Biz Londra ve Paris’tekilere en az ikişer kere gittiğimiz için pas geçtik) , Trump Tower vs…

Broadway: Her tiyatro sanatçısının hayali sanırım bir gün Broadway’de sahneye çıkmaktır. Broadway deyince ben daha izole bir semt gibi düşünmüştüm ama otobüs ve metro garından çıktığımız gibi kendimizi Broadway sokaklarında bulduk, hatta ‘acaba başka bir yer mi? ‘ diye düşündük çünkü son derece sıradan, bildiğin küçük sokaklar, caddelerdi ama her bir binadan meşhur bir oyunun ya da çok meşhur bir artistin adının yazılı olduğu tabelalar sarkıyordu. Hava karardıktan sonra o sıradan gözüken cadde ve sokaklar neon ışıkları ile bambaşka bir yere dönüşüyordu. Sanırım gece ayrı bir güzel ve alımlısın New York, çirkinliğin ve pisliğin daha bir kapanmış oluyor. #NewYorkGeceleri 🙂

New York Halk Kütüphanesi (The New York Public Library ): ‘New York’a gitmişiz, kütüphane mi gezeceğiz?’ demeden önce sıradan bir kütüphane görmeyeceğinizi bilmeniz gerekir, gezilmeden gelinmiş bir New York, eksik kalmış demektir. Görmeniz gereken Halk Kütüphanesi, New York’un en güzel parklarından biri olan Byrant Park ‘ın içindeki Stephen A. Schwarzman Binası . Gene bir Amerikan Film Stüdyosunda hissedeceğiniz bir mekan, aktif olarak kütüphane olarak kullanıldığından sessizliğe dikkat etmek ve kimseyi rahatsız etmemek gerekiyor. Buraya kadar gelmişken Byrant Park’ta biraz vakit geçirmek zevkli olabilir.

Empire State Binası: New York denince akla ilk gelen binalardan biri olan Empire State’ e çıkmak ücretli ve de hiç de ucuz değil, buna rağmen, hangi saatte giderseniz gidin kuyruk var. En mantıklı olanı, şayet gideceğiniz saati kesin bilebiliyorsanız (biz emin olamadık hiç) internetten biletinizi almak, bu sizi biraz daha az bekletecektir ama gene de Premium bilet almadığınız sürece bekleyeceksiniz. Biz, hep bir yerlerden dönerken uğradığımız ve sabahları da sisli olduğu için online bilet almadık ve hep kapısından döndük, çünkü hep yağmur, hep kuyruk annecimmm yaaa….

Detaylı bilgiler ve size uygun bilet opsiyonları için tık tık….

Rockefeller Center , Top of The Rock : Dünyanın en tanınmış ailelerinden birinin adını taşıyan bu alan, mağazalar, restoranlar, kafeler ve çeşitli eğlence alanları ile ünlü. Filmlerde gördüğümüz meşhur buz pateni ve yılbaşı süslemelerinin çoğu da bu alanda. Top Of The Rock ise çoğu okuduğum bilgiye göre, Empire State Binasından bile daha güzel bir manzara sunmaktaymış, üst kata çıkmak tabiki ücretli. Detaylar için lütfen tıklayın

Radio City Music Hall da şayet bilet bulursanız görülmesi tavsiye edilen yerlerden, biletli turlardan satın almadığımız için içini göremedik. Siz içini gezmek isterseniz biletler için tık.. tık…  

Özgürlük Anıtı / Statue of Liberty : Gelelim en en en önemli görülmesi gereken yere… Önce şuna karar vermelisiniz: Para verip bilet alıp, adaya çıkıp anıtın en tepesindeki Taç bölgesine kadar çıkmak istiyor muyuz yoksa anıtı yeterince yakından görmek yeterli mi? Biz ikinci seçeneği seçtik ve bunun için ÜCRETSİZ bir vapur olduğunu biliyor muydunuz? Daha detaylı bilgi almak isterseniz resmi sitesi için tıklayabilirsiniz. Özellikle Taç bölgesine çıkmak istiyorsanız mutlaka önceden bilet almalısınız, limitli sayıda satışa sunuluyor. Biz, pek çok turistin yaptığı gibi Staten Island Feribotu (hani filmlerde gördüğümüz meşhur turuncu feribot) ile ücretsiz olarak Staten Island a geçtik, feribot giderken oldukça yakınından geçiyor çok güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. İndikten sonra dilerseniz Staten Island da vakit geçirebilir ya da bir sonraki feribot ile gene ücretsiz olarak geri dönebilirsiniz.

Şayet arabanız ve vaktiniz varsa Özgürlük Anıtı’nı en yakından ücretsiz görebileceğiniz bir yer de Liberty State Park ; vakti ve arabası olanlara tavsiye edebileceğim, güzel, kocaman bir park ve Ellis Adası’na gelen göçmenlerin Amerika’ya trenle dağıtıldığı meşhur tren istasyonunun (şimdilerde müze) olduğu yer. Liberty State Park ın web sitesinden gerekli bilgileri öğrenebilirsiniz, unutmadan en güzel Manhattan Skyline manzaralarını da burada çekebilirsiniz. Parkın dışı pek güven vermeyebilir zaten parkın baş mekan olduğu pek çok dizi ve filmde de ( Seven Sseconds – Netflix) görebilirsiniz.  Biz gittiğimiz gün de bir film çekimini tamamlamış, topluyorlardı hala sormadığım için pişmanım:)

Liberty State Park da görülebilecekler bununla da sınırlı değil, Manhattan’da İkiz Kulelerin olduğu yere bakacak şekilde 11 Eylül Saldırılarında İkiz Kulelerde hayatını kaybeden New Jersey liler için kocaman bir anıt yapılmış ve hayatını kaybeden her New Jersey linin ismi bu metal anıta kazınmış. O günü televizyonlarda canlı olarak izlerken bile nasıl dehşete düştüğümüz hatırlanırsa bu anıtları gezerken siz de bizim gibi daha çok duygulanabilirsiniz.

11 Eylül Anıtı ve Müzesi ve One World Trade Center : 11 Eylül saldırılarında yıkılan World Trade Center yerine tek bir bina olarak yapılmış, her yerden görebilir, içine girip alışveriş merkezi bölümünde gezebilirsiniz. Asıl yıkılan ikiz kulelerin her birinin olduğu yere iki adet Sonsuzluk Havuzu yapılmış ve hayatını kaybeden herkesin adı bu havuzlara işlenmiş, çok fazla güvenlik görevlisi ve gönüllü elemanın bulunduğu, asla saygısızlığa izin verilmeyen, zaten gelenleri de değişik duygulara boğan, hem huzur hem acı veren bir park olmuş; Çanakkale’de gezdiğimiz şehitliklerde boğazımda hissettiğim düğümlenmeyi hissettiğim bir yerdi burası ve işin acısı bunu yanınızdaki çocuğa ne kadar anlatmak isteseniz de anlatamıyorsunuz ve tek dileğiniz bir daha böyle bir şeyin tekrarlanıp, onların bu travmayı yaşamama dileği oluyor. Müzeye giriş ücretli fakat Salı günleri akşam üzeri ‘ilk gelen ilk alır’ şeklinde ücretsiz giriş bileti veriliyor. Sitesinden gerekli bilgileri bulabilirsiniz.

 

New York biter mi? bitmez tabiki…

 

Yorumlar